HAKKIMIZDA ETKİNLİKLER ÜYELİK BASIN ODASI BİLGİ BANKASI KAYNAKLAR KARİYER İLETİŞİM

Dijital Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik

Bugün, adına ister devrim deyin isterse dönüşüm; tam anlamıyla bir dijital hareket –bazılarına göre çılgınlık- yaşandığını söylemek mümkün… Mobil telefon ve akıllı cihazların hızla yaygınlaşması, artık bilgiye 7 gün 24 saat ulaşılabilen bir dünyanın kapılarını ardına kadar açtı.

Anne-babalarımızın en büyük haber kaynağı olan radyo, 50 milyon kullanıcıya tam 38 yılda, televizyon ise 13 yılda ulaşmış iken, internette bu süre 4 yıla, iPod’ta ise 3 yıla düştü. Bugün tüm dünyada 1 milyara yakın insan her gün bilgi almak ya da eğlenmek amacıyla Facebook’a giriyor. YouTube, şu anda dünyadaki en geniş ikinci arama motoru. Wikipedia’da ise 34 milyondan fazla başlık var. İsteyen herkes cebindeki küçük bir telefon yardımıyla istediği bilgiyi bulabiliyor ya da dilediği içeriği oluşturabiliyor.

Dijital dönüşüm bir yandan tüketicilere daha kolay ve etkili şekilde ulaşılabilmesini sağlarken diğer yandan işleri epey de zorlaştırdı. Tüketici ile pazarlama uzmanlarının ilişkilerinin tamamen değişmek üzere olduğunu söylersek yanlış olmaz!

Pazarlama ve reklam konusunda çok fazla şey değişti, değişecek de… “Yıkılmaz” denen birçok tabu yıkıldı, yıkılacak da. Gelecek günler, daha önce hiç yaşanmayan birçok duruma sahne olmaya aday...

Bugün dijital dönüşümü gerçekleştirmeyi hedefleyen şirketler, bütünleşik yaklaşımla hazırlanan projelere imza atmak; zihinlerdeki marka algısını olumlu yönde geliştirecek bir anlayışla ilgi çekici, akılda kalıcı, marka değerini artıran içerikler üretmek zorunda.

Aslında dijitalin müşteri ve markayı birbirine yakınlaştırması, aradaki sınırları ortadan kaldırması bugüne kadar ele geçmeyen birçok fırsatı da kurumların ve profesyonellerin önüne sermiş durumda. İşte bu noktada önemli olan markaların bu değişime ayak uydurabilmeleri, hatta önüne geçebilmeleri. Markalar bunu başarabildikleri takdirde sürdürülebilirliklerini koruyabilecekler.

Ancak dijital dönüşüm dediğimiz şey elbette bir düğmeye basmakla gerçekleşmiyor! Dijital dönüşüm için sadece dijital ortamlarda boy gösterecek işler yapmak değil; bir kurum ya da şirketin pazarlamasından iş modellerine, otomasyonundan organizasyon yapısı ve yönetim şekline kadar baştan ayağa dönüşmesi gerekiyor. Bu dönüşümdeki en önemli kaynak ise inovatif ve fayda odaklı düşünce sistematiği… Bugün sadece bir web sitesi kurmak ya da sosyal medya faaliyetinde bulunmak asla yeterli değil! Ve en önemlisi de dönüşümün bir strateji çerçevesinde yapılması gerekiyor ki, sürdürülebilir büyümeye katkısı olsun… Bu yüzden riskleri yönetmek (itibar-kredibilite), fırsatları genişletmek (yetkin İK, sosyal fayda) ve oyunun kuralını değiştirmek (yeni iş modeli, yeni pazarlar, tüketici trendleri), kritik dönüşüm noktaları olarak göze çarpıyor.

Sürdürülebilir gelecek için harekete geçmeliyiz

Küresel ekonomideki büyük dönüşüm nedeniyle ister gelişmiş isterse gelişmekte olsun, tüm ülkelerde rekabet giderek keskinleşiyor, acımasızlaşıyor. Böyle bir rekabet ortamında başarılı olmanın iki kritik anahtarı var: Dijital dönüşümü sağlamak ve ortak fayda hedefleyen projelere imza atmak. Çünkü gelecekte iş yapma biçimleri daha fazla şeffaflık, rekabet ve talepkârlıkla karşı karşıya kalacak.

Dünün güçlü markalarından farklı olarak bugünün markaları, küresel sorunların yaşamı zorlaştırdığı bir dönemde başarılı bir sürdürülebilirlik stratejisi geliştirmek zorunda. Çünkü bugün bir kurumun uzun yıllardır başarıyla devam eden varlığı, doğru bir dönüşüm-entegrasyon stratejisi geliştirememesiyle üzücü bir şekilde sonlanabilir. Ancak, başarılı bir sürdürülebilirlik stratejisini hayata geçirmek ve uygulamak da oldukça uzun çalışma süreci gerektiriyor. Örneğin; bir yiyecek-içecek şirketi olan Nestle’nin bugün bir beslenme, sağlık ve bakım şirketine dönüştüğünü, IBM‘in bir bilgisayar şirketinden teknoloji şirketine dönüştüğünü, ders kitapları yayımı yapan Pearson şirketinin eğitim sonuçlarını iyileştiren bir şirkete dönüşümünü görebiliriz. Ya da Meksika’nın en büyük çimento şirketi olan Cemex’in yeni pazarlar yaratma ve öncü şirket olarak iş yapma biçiminde geliştirdiği yeni stratejilerle ürüne odaklanmak yerine çözüm üreten teknolojilere odaklandığını söyleyebiliriz.

Yine uzun bir yolculuğa ihtiyaç duyulan bir başka konu daha var ki, itibar…Marka itibarlarının sosyal medya ile sınandığı bir dönemden geçiyoruz. Unutmayalım ki, dijitalde hiçbir şey gizli kalmıyor. Yaptığınız her şey bir şekilde kayıt altına alınıyor ve sizin kontrolünüz dışında tüketiciler tarafından birer basın mensubu ya da denetimci gözlüğüyle izleniyorsunuz. İş stratejileri kapsamında nasıl bir karbon ayak iziniz oluşuyorsa dijital dünyada da bir iz bırakıyorsunuz; buna gelen tepki, beğeni ve yorumlar da aslında online itibar karnenizi oluşturuyor.

Bu karnenin güzel notlarla dolu olması için dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var: Öncelikle sosyal medyayı hedef kitleyle doğrudan iletişim kurulacak bir mecra olarak değerlendirmek yani takipçilerle diyalog kurmak gerekiyor. Sadece aktif olmak, üstelik bunu tek taraflı gerçekleştirmek dijital dünyada istenen ve yeterli bir durum olmuyor! Ancak bunun da bir strateji doğrultusunda yapılması, bir dijital PR stratejisi oluşturulması şart. Bu şekilde marka ya da şirket hakkındaki gelişmeleri internet ortamından geniş kitlelere ulaştırırken, istenmeyen durumların önüne geçmek mümkün olabilir. Dijital dünyada varlık göstermenin yanı sıra tüketicinin ilgi alanlarına yönelik bir hikaye etrafından iletişim yapmak kritik nokta. Bu hikayenin başlangıcını marka yapsa bile, tüketicinin de bu hikayenin yazarlarından birini olduğunu unutmamak gerekir. Kurulan her diyalog olumsuz algıyı pozitife çevirmek yönünde önemli bir araç olarak yanımızda yer alır. Ancak yine de elin altında bir ‘sosyal medyada kriz yönetimi stratejisi’ bulundurmak faydalıdır.

Dijital dünyada topyekûn itibar için son dönemde hayata geçirilen önemli inisiyatifler var. Örneğin; global markaların desteklediği ‘Collectively’ dijital sürdürebilir yaşam platformları...Dijital Sürdürebilirlik Platformu, dünyamızın kötüye gidişinin tüm sorumluluğunu insanlara ve kurumlara yönelten medyaya karşı olarak, dünya için yapılan iyi şeyleri gün ışığına çıkarmayı amaçlıyor.

Bütün bu bileşenlerin, başarı ve doğru yönetim ortamında buluşmasıyla; toplumda güven hissi uyandıran, gelecek planlarını doğru sürdürülebilir stratejilerle birleştiren, varlık ve itibarını şeffaflık temelinde büyüten kurumlar hayatta kalmaya devam edecek.

F.FATMA ÇELENK

SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ